YORUMSUZ HATIRALAR !

YORUMSUZ HATIRALAR !

20/02/2016

Hiç unutmadığım bazı şahıs ve olayları sadece nakledeceğim.Yorumları size bırakacağım.

Çanakkale Cevatpaşa İlkokulu 2. sınıfta talebeyim,yıl 1966. Öğretmenimiz Sabire Sert,bizi şimdi Askeri Müze olan Çimenlik Kalesini gezmeye götürdü.halen bahçesinde bulunan bazı topları,kaleyi gezerken,çocuk aklımızla günün ve manzaranın değerlendirmesini yapıyorduk.Sınıf arkadaşlarımızın içinde,Anne-babası bile Çanakkale’de doğmuş,büyümüş olan bir yahudi çocuğu,Moiz Varol adında bir arkadaşımız vardı.Hiç kimse,kendisine herhangi bir şey bahsetmediği halde,durup dururken bize şunları söyledi: " Türkiye,buradaki bu toplarla israille bir savaşa filan girse,İsrail Türkiyenin ağzına sıçar." hepimiz şaşırdık,afalladık.Onları kendimizden ayrı tutmuyorduk.Fevzipaşa’dan Yıldırım arkadaşımız Moiz’i dövmeye kalktı.Öğretmenimiz duydu,geldi.Moiz’e biraz nasihat etti.Yanlış konuştuğunu söyledi,meseleyi kapattı.Ama,ben Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan 8 yaşındaki bir yahudi çocuğunun bu sözlerini hiç unutmadım. Yorum sizin!!!

 

55-60 yaş üzeri,çanakkale’nin eski yerlileri mutlaka bilirler.Hayim Molinas adlı bir yahudi doktor vardı.Cuma Pazarına gelen köylü vatandaşlarımızı bedava muayene ederdi.Çok kaliteli bir tabip idi.Koyduğu teşhis ,kesin doğru çıkardı.Rahmetli annemi de birkaç defa tedavi etmişti.Birgün ,babamla konuşurlarken,"Ahmet,Ahmet ben her yıl İsraile 1000 lira para yolluyorum."dediğini duydum.Yıl 1968’di,10 yaşımdaydım.O günün parasıyla yılda 1000 lira ! Çanakkale gibi küçücük bir ildeki bir yahudi doktordan yılda 1000 lira ! Bunun ne anlama geldiğini tabii ki o zaman anlayamamıştım. Yorum sizin !!!

Yıllar geçti,üniversiteli olduk.O zamanlarda dünyanın kozmetik devi olan bir marka vardı.Helena Rubinstein ! Bir dergide ,80 yaşındaki bu bayanla yapılan bir mülakatı okudum.Gazeteci soruyor; "Efendim,yıllardır kozmetik,güzellik ürünleri,makyaj malzemeleri üretiyorsunuz.Yüzlerce çeşit ürününüzden en çok sevdiğiniz,beğendiğiniz,en çok kullandığınız hangisidir?" Helena Rubenstein,akıllara zarar bir cevap veriyor: " Hiçbir ürünümü kullanmadım,kullanmam.Ben asla makyaj yapmadım,yapmam.Ben ürünlerimi,büyük İsrail devleti kurulsun diye üretiyor ve satıyorum."  Yorum sizin!!     

Daha sonra,Vitali Hakko’nun bir beyanatını okumuştum.Diyordu ki; "Şapka kanunu çıktıktan sonra,şapka imal ve ithal izni bize verildi.Fötr şapkalar çok pahalıydı.Bir memur maşı kadardı.Devlet,her memuru fötr şapka alabilsin diye ikramiye verdi.O paraların hepsi,tüm fötr şapka paraları bize geldi.Bu şekilde Vakko meydana geldi.Devletimize minnettarım." Tabii ki,daha sonraları hiçkimse farketmeden,bilenler de kimseye söylemeden,1947’li yıllarda İsrail devleti,Beyoğlunda,Mısır apartmanında kuruluyordu.İsraili dünyada ilk olarak resmen tanıyan da Türkiye Cumhuriyeti devleti,İsmet İnönü idi.   Rahmetli annemden defalarca duydum.10-12 yaşlarında,yani,1942-1944 yılları arasında Kur’an-ı Kerim öğrenmek için Gökköylü Hoca’ya(Mehmet Sukuti Gök)       giderken,polis tarafından durdurulup,elindeki Elifba kağıdı ve Kur’an-ı Kerimler üç defa yırtılıp Sarıçaya atılmış.Evimizin hemen yanıbaşındaki Tatarlar(Kayserili Ahmet Paşa) camii de askerlerimizin hayvanlarına ahır yapılmıştı.  Yorum sizin !!!

Şimdi de ,bizzat yaşadığım üç hatırayı nakledeyim.                                                                               

1985 yılında,Afyon-Çay Lisesinde öğretmen iken,163. maddeye istinaden,"yobaz,mürteci,dinci" suçlaması ile ,ifade vermek için Savcının karşısına çıktım.İçeriye girer girmez,Cumhuriyet Savcısı,H.T.Y’ın ilk söylediği şey şu oldu:"Hoca,hoca,imamlar başımızda yetmiyormuş gibi,bir de sen mi çıktın başımıza." Tabii ki ,bu söz karşısında söylenecek çok şey varsa da sustum.Tutuklandım,33 gün Çay cezaevinde tutuklu kaldım.Konya Devlet Güvenlik Mahkemesinde yargılandım.Suş oluşmadığı için beraat ettim.Mahkemede ifade veren talebeler,Çay Savcısının ifadeleri kendilerine okutmadan imzalattığını söyleyince,mahkeme,savcı hakkında müzekkere yazdı. Yorum sizin!!!

Gökçeada Öğretmen Lisesi müdürü olduğum yıllarda,tarih öğretmeni Bülent Aylı ile birlikte bir piyes hazırladık.Konusu,Kıbrıs’ta Rumların Türklere yaptığı zulüm ve katliamlardı.

Gökçeada Kaymakamı Abdullah Durukan, " Adad Rum vatandaşlarımız var.Üzülür,rencide olurlar.Rumlarla aramıza soğukluk girer." Gerekçesi ile piyesin oynanmasına izin vermedi.Aynı kaymakam,daha önce de,bir pazar günü öğrenciler arası bir maçta,öğrenciler birbirlerine küfrettiler bahanesiyle,yatılı talebelerimi joplatmıştı.Cengiz başkomiser ile bazı polisler hem jop vuruyorlar,hem de "a.... koyduğumun yobaz piçleri" diye bağırıyorlardı. Ne gariptir ki,jop yiyen talebeler,küfredenler değil,küfretmeyen üç hafız ve diğer namaz kılan talebelerdi. Yorum sizin !!!                             

Gördüğüm,okuduğum,yaşadığım,bizzat şahid olduğum birkaç hadiseyi ve şahsı naklettim sadece!  "Senin hatıralarından bize ne" diyebilirsiniz.Böyle düşünüyorsanız,yazıyı bir daha,bir daha okuyunuz lütfen!                                                                                          

Bizden söylemesi!