Söyleyeceklerim Bir Dostun Tavsiyeleridir

Söyleyeceklerim Bir Dostun Tavsiyeleridir

07/05/2016

Türkiye olağanüstü dönemlerden geçiyor, normal ülkelerin 10 yılda yaşayacakları şeyleri biz 1 ayda yaşıyoruz. Bu da bizim ülkemizin kaderidir diye düşüyorum. Fakat ne olursa olsun enseyi karartmıyoruz ve bu süreçleri iyi zamanların habercisi olarak görüyoruz. Yarın bir bu süreçler sona erdiğinde, “bu kadar şey yaşadık ama değdi” diyeceğiz, kimsenin şüphesi olmasın. Bundan neden mi bu kadar eminim, çünkü şu anda Türkiye siyasetine yön veren akla yani Cumhurbaşkanımız Recep Tayip Erdoğana güveniyorum. Sayın Cumhurbaşkanımızdır 7 Haziran hezimetinden 1 Kasım zaferin çıkaran, eğer onun siyasi aklı olmasa ülke belki de halen daha koalisyonla yönetilen bir halde idi.

Evet yollar yapıldı, hastaneler yapıldı, hemen her şeye kolaylıkla sahip olabilir hale geldik, ülke olarak ekonomik ve siyasi olarak istikrara, refaha kavuştuk kabul edelim fakat bunlardan çok daha önemli bir iş kaldı. Ülkenin yönetim sistemi olarak da istikrara kavuşmasıydı ve bugün yaşananlar sistemin istikrara kavuşmasının sancılarıdır aslında. Bu doğum olacak öyle ya da böyle olacak belki biraz sancılı olacak ama hepimiz iyi ki oldu diyeceğiz, kimse bundan şüphe etmesin. Bakınız çok değil bunan altı ay önce 7 Haziran seçimlerinden sonraki Türkiyeyi hatırlayın ve hiç unutmayın. Türkiye geçmiş yıllarda buna benzer süreçleri sürekli yaşayan bir ülke idi, unutmuştuk koalisyonları, siyasi istikrarsızlığın ne demek olduğunu 7 Haziran bunları bize bir kez daha hatırlattı. 7 Haziran süreçleri bu ülkenin güzel insanları hak etmiyor. Hak etmediğimiz süreçleri bir kez daha yaşamak istemiyorsak, fitnecilerin söylediklerine kulaklarınızı tıkayın ve bu ülke için devlet başkanlığı sistemine geçilmesinin şart olduğuna inanın.

Türkiye siyaseti bu dönemde özlenen bir siyaset adamıyla Ahmet Davutoğluyla tanışma, kaynaşma fırsatı da buldu. Allah ondan razı olsun, bu dönemde üzerine düşeni fazlasıyla yaptı, artık ondan daha fazlasını beklemek belki de olmazdı. Giderken söyleyeceği tek bir kelimeyle ülkede siyasi kriz bir yaşanabilir ve malum yapılara gün doğabilirdi, ama o hocalığını gösterdi ve şunları söyledi;; “Ne gelişme olursa olsun verdiğim söze sadıkım, vefa ilişkisini sürdüreceğim. Cumhurbaşkanımız aleyhine tek bir söz duyamayacaksınız. Onun onuru benim onurumdur, onun ailesi benim ailemdir.  Başdanışman ve büyükelçilik görevi yürütürken, siyasete girme kararını AK Partinin kapatılma davası açıldığı gün verdim ve bir taahhütte bulundum. Sonuna kadar yanınızdayım demiştim. Türkiyeye bu tehditler söz konusu iken AK Parti milletvekilliğim ve AK Parti neferi olarak demokrasi mücadelemi sürdüreceğim. Verdiğim sözün gereğini yapacağım. ”

Tablo böyle iken herkes üzerine düşeni yapmak zorundadır, yukarıdakiler bu denli ağır yüklerin altına girerken, aşağıdakilerin en az onlar kadar çaba harcaması gerekmez mi?

Bu yönüyle şimdi söyleyeceklerim bir dostun tavsiyeleridir, üzerine alınması gereken kıymetli dostlarımın alınmasını ümit ediyorum.

Diyorum ki hani araya adamlar koyduğunuz, mülakatlara girdiğiniz maddi, manevi her türlü desteğe hazırım diyerek o dolu dolu öz geçmişlerinizi sunarak girmek istediğiniz iktidar partisi yönetimlerine girdiniz. Sosyal medya paylaşımlarınızdan görüyoruz toplantılara iştirak ediyorsunuz, yakışıklı pozlarınızı veriyorsunuz peki ya sonrası… Vekil geldiğinde hemen arkasında bitiyorsunuz, üst düzey protokolün katıldığı programlarda en önlerde yer bulmak için kıyasıya mücadele ediyorsunuz, buna da tamam peki ya sonrası? Bu mudur iktidar partisinde yönetici olmak, bu mudur kendinize çizdiğiniz vizyon?  Bir gazeteci olarak elli kişilik yönetimde halen daha adını bilmediğim, sokakta görsem tanımayacağım kimseler var ben tanımıyorsam, vatandaş hiç tanımaz…! Az değil elli kişilik bir ekip istese neler yapar, ama istese… İstedikleri sadece iktidar partisi yöneticisi sıfatı almakmış anladığım kadarıyla, yoksa bu kadar pasif olmayı başka türlü izah edemeyiz? "Efendim bizi koordine edecek başkandır” diyenleri duyar gibiyim. Cevabım açık ve net siz ilkokul öğrencisi değilsiniz, hepiniz iş, güç sahibi “büyük” insanlarsınız sizin yapmanız gereken şudur; programlar planlayıp, yapmak ve başkanı davet etmek. Mesela on kişilik bir ekip kurup her hafta bir sokakta kahvaltı programı düzenleyerek esnafla kucaklaşma programları yapın ve başkanınızı buraya davet edin, alın size iş yapan bir yönetim… Bunu başkanın planlamasına ya da alın bunu yapın demesine gerek yok. Başkan temsil noktasındadır.  Yürütmedeki asıl işi yapacak başkan yardımcılarıdır, bunları planlamalıdır ve yönetici arkadaşlar da bu işin peşinden koşmalıdır. Daha önce yazdığım “AK Parti Çanakkale Belediyesini Gerçekten İstiyor mu?” (http://www.canakkaledegisim.com/Yazar-ak-parti-gercekten-canakkale-belediyesini-istiyor-mu--188.html) başlıklı yazıyla alakalı ne yapıldı? Hiçbir şey…. Ama bakın CHPli Çanakkale Belediye Başkanı yazdıklarımı yaptı.  Ne mi yaptı, mahalle buluşmaları yaptı, yapıyor ve bu toplantılara halk katılarak sorunlarını dile getiriyor, kısaca bir halkla ilişkiler programı yapılıyor. Siyasetin %51 de bu halkla ilişikler değil midir zaten? Bakın kıymetli dostlarım bir çoğunuz siyasetle AK Parti ile tanıştı. Ve hep iktidarı gördü, iktidar olmak muazzam haz veren bir durum, bari bu hazzı hizmet ederek, bir şeyler yaparak yaşayın. Bırakın şu şunu yaptı veya yapmadı gibi şeyleri, dedikoduyu, bu şehir için dertlenelim, organize olalım. Çok değil bir buçuk sene sonra yapılacak kongrede araya birilerini sokmaya gerek kalmadan, senin bu yönetimlerde olman şart denilerek kapınız çalınsın. Allah böylesi bir hizmet imkanı nasip etmiş, bunu değerlendirmemeyi inanın anlayamıyorum.