Şehitler Ölmez !

Şehitler Ölmez !

24/12/2016

Herkes Recep Hoca’ya bakıyordu. Anlatacağı şeylerin onu çok etkilediği belliydi. Sonunda yavaş yavaş,herkesin gözlerine bakarak anlatmaya başladı.

 

 Her ne sebeple bilinmez.. Camide kılınan teravih namazı biter,tesbihat ve duayı beklemeden çıkmaya karar vermiş kızcağız..Kadınların namaz kıldığı asma kattan inip alelacele terliklerini giymiş. Cami kapısının tam karşısındaki evde oturuyormuş zaten. Dışarıya çıkınca,cemaatin dikkati dağılmasın diye,caminin kapısını yavaşça kapatmış. Dış kapıya doğru adımını attığında,işte ’’onu’’ karşısında görüvermiş!. Esmer,karayağız bir askermiş gördüğü..Düz,haki renkli bir elbiseyle karşısında dikiliyormuş. Kızcağız korkmuş,telaşlanmış,heyecanlanmış,eli ayağına dolaşmış olarak tam tekrar camiye kaçacakken,asker; ’’Bacım,korkmayasın.’’ diye seslenmiş ona...’’Ben sana zarar verecek değilim,bir şey isteyeceğim sadece.’’  Bu sözü işitince kız duraklamış..Ona doğru baktığında,asker devam etmiş sözüne :

’’ Biz, şu çalılığın altında yatan iki askeriz. Köyün gençleri uygunsuz işler yapıyorlar,afedersin buraya su filan döküyorlar,çöp atıyorlar. Biz ayak altında kalmaktan rahatsızız. Şimdiye kadar caminizde bizlere bir fatiha okumadınız. Bundan sonra okursunuz. İmam efendiye söyle de bizi buradan aldırsın.’’ demiş.

 Bir iki saniye sessizlik olunca,kızcağız etrafına bakınmış... Kimseler yok ! Sonra cami kapısının açıldığını duymuş.. Cemaat,duayı bitirmiş,çıkıyormuş. Bir yandan titriyor,diğer yandan da hocanın çıkmasını bekliyormuş kenarda. Sonunda imam da çıkmış dışarı cemaatten üç beş kişiyle birlikte. Kızcağız, o zaman başından geçeni anlatmış.. Anlatmaya devam etti Recep Hoca : Sabah olunca, imam muhtara gitmiş. Muhtar,imam,kızın ailesi hep birlikte önce köyden Müftülüğe gelmişler..Sonra da mülki amirlere ve Tugay komutanına haber verilmiş.. Öğle namazından sonra bir manga asker, tugay komutanı,müftü,mülki amirler ve köylüler hep birlikte caminin bahçesinde gösterilen yeri kazmaya başlamışlar..Gerçekten de o kara yağız delikanlı ile arkadaşına ulaşmışlar. Burada durakladı Recep Hoca...Sesi çatallandı,gözlerinden iki damla yaş süzülüverdi. -- Elbiseleri üzerindeymiş askerlerin..Tüfekleri yanı başlarındaymış.Fişeklikleri,süngüleri,mataraları, bellerindeki palaskalara takılıymış.. Birisinin boynundan,birisinin de göğsünden taze kan sızmaya devam ediyormuş !. Recep Hoca sesi titreyerek devam etti : -- İkindi namazını müteakip şehitlerin gömüleceğini duyunca,benim caminin cemaatinden birkaç arkadaşla beraber biz de gittik Develi köyüne..Çok ama çok kalabalıktı Caminin avlusu bir yana,köy meydanı bile dolmuştu. Cenazeye gelenler, nerede yer buldularsa orada saf tuttular.. O anda oturduğu sedirden kalkıp,yeniden cenaze namazına durur gibi ayağa dikildi Recep Hoca...Artık gözyaşlarından fırsat buldukça konuşabiliyordu. ’’ Kalabalıktık,çok kalabalık...Görmüyorduk,ama hissediyorduk.Sadece biz yoktuk orada..Aramızdaydılar..Beraber tekbir getiriyorduk onlarla..Melekler,meleklerle beraber saf tutmuştuk,cümle şehitlerle...Göremiyorduk ama hissediyorduk,oradaydılar...Aminlerini,mırıldanmalarını duyuyporduk sanki.. Namaz bittiğinde ağlamayanitekbir getirmeyen yoktu.                                                                                    

Vize’ye bağlı küçük bir köy olan Develi’de yaşanan bu gerçek hadiseyi size Divanyolu Dergisinin 36. sayısı,49,50. sahifelerinden naklettim... Bu hadisede adı geçen,öldü sanılan,fakat asla ölmeyen iki şehidimiz,iki Balkan şehidi, Karslı şehid İSMAİL oğlu HÜSEYİN ile Kayserili şehid HASAN oğlu ALİ’ye bizden de fatihalar gitsin..Hem onlara,hem de Malazgirtten bu yana, tüm şehitlerimize,hepsine Fatihalar gitsin...Biz şehit vermeye devam edeceğiz...İnşaallah bize de bir şekilde nasip olur... Evet,hakikaten,vallahi,Billahi ŞEHİTLER ÖLMEZ....Allahü teala şefaatlerini nasip etsin.....