İNSANLAR ASLINDA NE İSTİYOR?

İNSANLAR ASLINDA NE İSTİYOR?

13/09/2015

Yeni doğmuş bebekleri,küçücük çocukları herkes sever.Çünkü,Allah ü Teala her çocuğu İslam fıtratı üzerine yaratır.daha sonra ailesi,arkadaşları,çevresi,okullar ve toplum onu değişik kılıklara sokar.Dünyanın ve dünyalıkların pisliği,kirleri,zulmeti o çocukları etkiler.                                         

Allahü Teala 124 bin peygamberini insanları uyarmak için,temiz imanlı,güzel ahlaklı,insanlara faydalı olmalarını sağlasınlar diye,insanlar Allah’ı var ve bir bilsinler,itaat etsinler diye göndermiştir.                               

 İslamiyyetten maksat,insanları  İNSAN-I KÂMİL haline getirmektir.İslamın tüm emir ve yasakları insanların menfaatinedir.Tüm insanlar birleşip,Allah’a isyan ve küfür etseler,Allahü Teala’ya hiç bir zarar veremezler.Tüm insanlar birleşip ,salih Müslüman,iyi birer insan olsalar,Allahü teala’nın bundan bir menfaati olmaz.İslam dininin hedefi,gayesi,insanları o küçücük hallerindeki gibi temiz,sevimli,zararsız halde muhafaza etmektir.                                  Yaptıklarımız,yapmadıklarımız,haramlar,helaller,farz,vacip,sünnetler,sevaplar,hamd,şükür,tevbe,tevekkül,sabır,edep,hayâ, velhasıl,İslamiyyet bütünüyle bizim için çok önemli bir reçetedir.                                                      

 Hasta olunca doktora gidiyoruz.Tetkikler,tahliller ve muayene sonrası,doktor reçete yazıyor.Biz ona diyebilir miyiz ki; " Ben senin doktor olduğuna inanıyorum,seni kabul ediyorum.Ama,verdiğin bu reçeteyi kabul etmiyorum,bu ilaçları da kullanmayacağım. " Bize ne derler,ve bundan kim zararlı çıkar?                                                           

Maalesef,günümüz insanı bu tür davranışların içindedir.Böyle bir tutum sergilemektedir. İnsanlar,halleriyle,davranışlarıyle,yaşantılarıyle; " Ey Allahım,sana inanıyorum,seni kabul ediyorum,Peygamber de göndermişsin.Ama,dünyada sen bize karışma.Biz,kafamıza göre,nefsimize göre,istediğimize göre yaşayalım.Canımız ne isterse yapalım.Sen ,nasılsa affedersin. " Ne yazık ki,umumi manzara budur !                                   

Hz. Ömer ( Radyallahü anh ) ’inbizim durumumuzu özetleyen çok veciz bir sözü var.Bu büyük firaset ve hikmet sahibi zâtlar ,o günlerden bu günleri görmüşler. Diyor ki: " İnandığınız gibi yaşamazsanız,yaşadığınıza inanmaya başlarsınız."                        

İnsan,ruh ve bedenden meydana gelmiştir.Bunlar beraberken dünya hayatı devam eder.Ruh ayrılınca,bedenin kıymeti kalmaz,hiçbir işe de yaramaz.  Ruhsuz ceset,soğur,rengi bozulur,kokar.                                           

İnsan,ruhuyle insandır.Ruhlar ölmez,bedenden ayrılınca ait ve layık olduğu yere gider.Beden de ,geldiği yere,toprağa döner.Emanetçisi olduğumuz bu iki şeyin de gıdaya ihtiyacı  vardır.Vücudumuz acıktıkça yemek yeriz.Hem de mümkünse,en güzel yiyecekleri seçeriz.                                  

Ancak,ruhumuzun gıdasına hiç önem vermiyoruz.Çoğu zaman da aç bırakıyoruz! İşte,  bu yüzden huzur bulamıyor,tek kanatlı kuş gibi uçmaya çalışıyoruz.                                 

Peki,ruhun gıdası nedir,nasıl verilir?Ruhun gıdası,İmandır,Zikrullahtır,Muhabbetullahtır,Marifetullahtır. Marifetullah, Rabbimizi tanımak,haram kıldıklarından sakınmak,emirlerini yapmaktır. Fıtratımız bunun üzerinedir.                 

Nasıl ki,ruh olmadan ceset bir hiç ise,Allah’a itaat ve teslimiyyet olmadan da ruh bir hiç olur.Demek ki,ruhun gıdası,Allah’a itaattir,ruhun da ruhu vardır.                                                 

Asrımıza,ilim asrı,teknoloji asrı,sür’at asrı diyebiliriz.Göklerde,uzayda uçuyor,suların altına,yerin derinliklerine inebiliyoruz. Tıp ilerledi,tedaviler gelişti,organ nakilleri yapılabiliyor.Bütün bu gelişmeler,insanoğlunu mutlu edemiyor.21. yüzyıla ne dersek diyelim,mutluluk asrı diyemiyoruz.                                               

Malik bin Dinar Hazretleri, " Dünya ehline acıyorum.Doğuyor,büyüyor,kendilerine tahsis edilen hayatı yaşıyor,sonra göçüp gidiyorlar.Dünyanın en tatlı,en lezzetli,en büyük nimetini tadamıyor, o zevkten mahrum kalıyorlar. " buyurmuş. Sormuşlar," Efendim,nedir o dünya ehlinin tadamadığı şey? " Cevaben,MARİFETULLAH’tır buyurmuş.                                                     

Tüm benliği ile dünyanın gelip geçici zevklerine bağlı,tüm mesaisini,ilgi ve dikkatini dünyaya bağlamış insanların durumu,seraptan su bekleyen, hayalden meded uman,susadıkça denizden su içen,içtikçe susayan,susadıkça içen,sonunda şişip patlayan insana benzer.Dünya hayaldir.Akıllı insanlar hayal peşinde koşmaz.Efendimiz,Hz. Muhammed (Aleyhisselam), " Dünya bir köprüdür.geçerken tamir etmeye kalkmayın,hemen geçip gidin." buyurmuş. Hz. Mevlana da," Siz,dünyada yaşamıyorsunuz,dünyadan geçiyorsunuz." diyerek Efendimizden nakletmiş.                           

Seadet evinin kapısını başka anahtarlarla açmaya çalışırsak boşa zaman harcamış oluruz.Gidilecek iki yer var ve mutlaka gidilecek!Bir üçüncüsü yok ! Nereye gitmek istiyorsak,oraya giden vasıtaya binmemiz lazım.İstanbul otobüsüne binip,Ankara’ya gideceğim diye bağırmak boşuna olur.İblisin bineklerine binip,İblisin yoluna girip Allah ve Resulüne gidilmez.Korkunun ecele faydası yok.İnanmamak,inkar etmek,ölüme çare değil.Ölümden,mahşerden,hesaptan kaçış da yok!!!                                  

Siz,bu yazdıklarımı zaten biliyorsunuz da,tekrar hatırlatayım dedim.Nasılsa herkes mesud olmak istemiyor mu? İşte biricik yolu !!!                                 

Bizden söylemesi !