Dünya Ölüyor, Sarıçay’ı Kurtaralım !!!

Dünya Ölüyor, Sarıçay’ı Kurtaralım !!!

11/07/2015

Çok değil,45 yıl kadar önce Sarıçay’da balık tutarken susadığımızda suyunu içerdik. Şahsen, en az 10 defa içmişimdir. Pırıl pırıl, şırıl şırıl akan tertemiz bir su, dibindeki kum-çakıl taneleri sayılır, içinde gezen balıklar, akvaryum gibi görülürdü. Ya şimdi??!! Bu noktaya kadar ÇEVRECİLERİN nutukları ve sloganları eşliğinde gelindi....                                                              

Hiç kimse artık tabiatı korumak için bulaşık ve çamaşırda küllü su kullanmıyor. Deterjanlar, fabrika atıkları, kimyasal atıklar, derelere denizlere akıyor.                                              

Milyonlarca motorlu taşıtın egsoz dumanı, fabrika, ev ve gemi bacaları atmosfere zehir kusuyor.                    

İnsanca, akıllıca, medenice şehirleşememe yüzünden 1. sınıf tarım arazileri beton yığınlarına dönüşüyor. Dünyamızın ciğerleri, ormanlar yakılıyor, kesiliyor, eksiliyor.                                          

Büyük, modern, gelişmiş devletler gözüyle bakılan, sanayileşmiş ülkelerde insanlar hava kirliliğinden nefes alamıyor, maske takıyor...                                       

Bilgisayar, cep telefonu, baz istasyonu, diğer elektrikli ve elektronik aletlerin yaydığı radyasyon herkesi tehdit ediyor.

DÜNYA, YAVAŞ YAVAŞ ÖLÜYOR !...                                                               

Geçtiğimiz 60-70 yıl içinde, gelişmiş ülkelerin yaptıkları nükleer denemeleri de genç nesil bilmez ..50 yıl kadar önce, babamın cızırtılı radyosunda en çok duyduğumuz haber şuydu; " İngiltere, Atlas Okyanusunda nükleer deneme yaptı." " Rusya ,Sibirya bölgesinde atom bombası patlattı." "Amerika, okyanusta nükleer bomba patlattı." "Fransa, Almanya atom bombası denemesi yaptı." Yaşı 55’in üzerinde olanlar, bu haberleri gayet net olarak hatırlayacaklardır. En az 30 defa duymuşumdur. Peki, bu nükleer bombalar dünyamızın hayatına tesir etmedi mi ???!!!                                          

Yakın tarihimizdeki savaşlarda ve halen günümüzde kullanılan milyonlarca ton bombaların tesiri, pisliği nereyi bozuyor ???!!!                        

Çevrecilerin nutuklarla, pankartlarla, ya da göstermelik birkaç eylemle güya kurtarmaya çalıştığı dünyamızı tabii ki !!                                                                       

Karadeniz’in 150 metreden derin bölgelerinde hayat kalmadığını söylüyor uzmanlar.30 yıl önce Marmara’da 40 çeşit balık cinsi yaşarken, şimdi 5’i geçmiyor. Ekolojik yapı S.O.S veriyor. Deniz dibi florası ölmek üzere...                                      ürkiye’yi de, Çanakkale’yi de dünyadan ayrı değerlendirmemiz mümkün değil. Çanakkale’yi koruyalım derken, tüm dünyayı ve insanların sosyal, teknik, medeni ihtiyaçlarını da göz ardı edemeyiz .Otomobil yerine eşekle gezmeyi kim tercih eder? Bisiklet çare olsaydı, Çin’ de olurdu !                                  

Garip olan şu ki; Türkiye’de nükleer olmadığı halde, en çok nükleer santral protestoları Türkiye’de, Türkiye için yapılır. Tüm dünyanın nükleer gücünün üçte birine sahip olan Amerika’da bu hiç kınanmaz. Bizde de hiç kimse,Amerika’yı,Rusya’yı,İsrail’i,İngiltere’yi,Çin’i,Almanya’yı kınamaz. " Türkiye’de nükleer istemiyoruz " diye bağırırlar.                                  

Aynı şahıslar, köprülere de, termik santrallara da karşıdırlar. Ama, sadece Türkiye’dekilere karşıdırlar. Eskiden olduğu gibi, günde 5-10 saat elektrik kesintileri başlasa, en çok da onlar feryat ederler !                                            

Nedense hiçbir çevreci, sınırımıza 40 km. uzaklıkta bulunan, Gürcistan’daki dünyanın en eski, en yıpranmış nükleer santralını görmez, dile getirmez, eleştirmez. Yani, dünyada tabiatın ve çevrenin katli normaldir de, biz Türkiye’de bunu istemeyiz, gibi bir hava eser!!! ...                          

Bu arada, Gezi olaylarından sonra konuşan Umut Oran’ın şu ifadeleri de çok manidardır. " Gezi, bir ağaç olayı değildir. O bir semboldü. Bugüne kadar 3 devrim yaptık, sıra dördüncüde. Ülkenin sigortasıyız. "                                                                  

12 Eylül darbesinden sonra,13 Eylül sabahı da Amerikalı bir Yahudi senatör, başkanın kulağına eğilip, " Müjde efendim, bizim çocuklar başardılar." demişti.                            

Alman DER SPİEGEL dergisi de Gezi olayları için Türkçe manşet atmıştı : " BOYUN EĞME "                                      

Demek ki el birliği ile Türkiye’yi çevre felaketinden korumaya çalışıyorlar.                                                                      

Köprü istemeyiz, termik istemeyiz, nükleer istemeyiz, Çanakkale Boğazında siyanür istemeyiz diyen pek kıymetli çevrecilerimiz, sizinle beraberim. Ama, bunları tüm dünyada istemiyorum.                                               

Acaba sadece Türkiye’de nükleer santral, termik santral istemeyenler, köprü istemeyenler, aslında ne istiyorlar da açıkça söyleyemiyorlar ???!!! Siyanür, siyanür diye bağıranlar, tekstil sektöründe kullanılan siyanürden ve diğer zehirlerden habersizler mi?                                     

Ayrıca, bu zevatın hayatları boyunca kaç ağaç diktiklerini de merak ediyorum.                                                                      

Ben şimdilik, sadece suyu içilebilir bir Sarıçay istiyorum. Haliç’in bile temizlenebildiği bir Türkiye’de herhalde bunu başarabiliriz. Diğerleri zaten bizim boyumuzu çok çok aşıyor !!!                                                        

Bizden söylemesi !